Erhan
added this project
Kimi yapılar vardır, içinde yer aldıkları kentin hafızasında önemli bir yer tutar. Ali Sami Yen Stadyumu İstanbul’un en yoğun semtlerinden biri olan Mecidiyeköy’de yarım asırlık bir süre boyunca bütün cesameti ile yer aldı. Çevresindeki yapı örüntüsü bu süreçte sürekli gelişip yoğunluğunu arttırmış olsa da stadyum etrafına oranla hep çok iri bir kütle olarak algılandı. Son dönemde Galatasaray Spor Kulübü ile adeta özdeşleşen bu yapı fiziksel olduğu kadar kentin sosyal hafızasında da önemli bir yer tuttu. 2011 yılının hemen başında yapılan son futbol karşılaşması ile Mecidiyeköy Ali Sami Yen Stadyumu’nun yapısal ömrü tamamlanmış oldu.
Stadyumun bulunduğu alanda inşa edilecek olan kompleksin tasarımında yoğunluk, büyüklük ve karmaşıklık gibi gerçeklikler önemli birer ölçüt olarak ortaya çıktı. Zemin altındaki servis alanları ile birlikte toplam yaklaşık 250 bin metrekare kapalı alana sahip bu karma işlevli yapı grubunun kentin yeni büyük projelerinden biri olacağı aşikâr. İnşa edilecek olan yapı grubunun arsa üzerindeki konumlanma stratejisi, kitlelerin zeminde kapladıkları oturum alanları, kamusal, yarı kamusal ve özel alanlar arasındaki tansiyon gibi konular öncelenen tasarım sorunları olarak ilk aşamada devreye girdi. Arazinin kuzey kenarını boydan boya kateden Büyükdere Caddesi ve üzerindeki E-5 karayolu viyadüğünün oluşturduğu gürültülü kentsellik, İstanbul’un yüksek noktalarından birinde bulunan alanın güney yönüne açılımında beliren manzara olanakları ve yakın çevrede bugün dahi varlığını hissettiren yoğun otomobil trafiği yine bu aşamada gözetilen önemli özellikler olarak tespit edildi. Doğu yönündeki komşu arazide geliştirilmekte olan proje ile bu tasarımın kuracağı ilişki bağlamında komşu arazide bulunan ve yenilenerek kentin kültürel hayatına eklemlenecek olan Likör Fabrikası ve önünde yer alan geniş yeşil alanın hem kitlesel hem de sosyal anlamdaki süreklilikleri ile yılın çok önemli bir bölümünde yaşlı ve yalnız bir dev olarak boş duran ancak maç saatlerinde yakın çevresiyle birlikte kendisini bir tür panayır yerine çeviren stadyumun toplumsal hafıza üzerindeki etkileri yapılacak tasarımın belirleyici unsurlarından biri olarak irdelendi.
Genel yerleşim stratejisi anlamındaki en önemli kararlardan biri olarak arazinin kuzey yönünde yaklaşık on bin metrekare büyüklüğünde bir alanın komşu parseldeki mevcut yeşil alanla bütünleşerek bir kent parkına dönüşmesi, böylelikle oluşan tasarlanmış büyük kamusal alanın Mecidiyeköy’ün yoğun yapı adaları arasında bir tür soluklanma bölgesi oluşturması öngörüldü. Her iki alanın bütünsellik algısını zenginleştirmek adına mevcut komşu yeşil alanın gücünü hayli özgül bir geometrik düzenlemeden alan belirgin peyzaj özelliklerinin yeni düzenlenecek alanın komşu parsele yakın bölgelerinde sürdürülmesi, buna karşın yoğun yeşil bir doku olarak ortaya çıkan bu örüntünün batı yönüne doğru seyrekleşerek yerini daha kentsel bir platforma bırakması hedeflendi. Bu bağlamda arazinin batı köşesinde oluşturulan gizli meydan, Büyükdere Caddesinden geniş basamaklarla inilerek ulaşılan ve çevresinde yer alan yeme içme ağırlıklı ticari alanlarla zenginleşen bir kamusal alan olarak tasarlandı. Yine bu kotta, kompleksin batı kenarını boydan boya kateden yeşillendirilmiş bir yarık ve bu anlamda oluşan yarı açık kullanım alanları vasıtası ile bu yöndeki kamusal kullanım potansiyellerinin arttırılması önemsenen bir önceliğe dönüştü. Böylelikle yoldan iki metre kadar yükseltilerek bir anlamda mahfuzlaştırılan üst platformun yeşil doku ile tamamlanan sükûneti ile bu kere kendi bağlamını oluşturmak üzere yoldan alt kota yerleştirilen gizli meydanın dinamik yapısı arasındaki tansiyon bu projenin kritik unsurlarından biri olarak ortaya çıktı. Bu meydana açılan mekânlar arasında Ali Sami Yen Stadyumu fenomeni üzerinden tasarlanacak bir müzenin yer alması böylelikle kılcal da olsa bir tür toplumsal hafıza damarının bu proje içinde varlığını sürdürmesi hedeflendi.
Kamusal platformun güney tarafında kalan alanın alt kotları “yeşil ofisler” şeklinde düzenlendi. Zengin peyzaj olanakları ile donatılan iç bahçelere açılarak özgün bir kullanım olanağı veren bu ofislerin olabildiğince düzayak olarak kullanılabilmesi öngörüldü. Çalışma alanlarının aynı kottaki sosyal ve rekreatif alanlarla kontrollü bir biçimde ilişkilendirilmesi ve modüler bir mekân akışkanlığı ile yeni kuşak bir ofis kullanımını tetiklemesi hedeflendi.
Yine güney kanadına doğru birbirlerinden kaydırılarak yerleştirilen üç yüksek bloktan biri ofis diğer ikisi ise rezidans kulesi olarak düzenlendi. Bu yapıların kitlesel kurguları farklı bakış açıları bağlamında yönlendirilen cephelerin oluşturduğu parçalar üzerinden kompoze edildi. Tıpkı bitkilerin güneşe doğru yönlenmesi gibi bir tür “tropizm” yorumu olarak da değerlendirilebilecek bu durum yapıların tüm cephelerini manzara açılarına doğru yönlendirmesinin yanısıra kitlenin parçalanarak hafifletilmesine de olanak sağladı.
1 year ago